Anasayfa Akupunktur Akupunktur Akupunkturun Bilimsel Temelleri..
  Akupunktur Tarihçesi
  Akupunkturun Fizyolojik Etkileri
  Dolaşım Sistemine Etkisi
  Hipertansiyona Etkisi
  Kan Değerlerine Etkisi
  Sinir Sistemine Etkisi
  Sindirim Sistemine Etkisi
  Solunum Sistemine Etkisi
  Geleneksel Kavramlar
  Yin ve Yang
  Zang ve Fu
  Beş Element Kanunu
  Akupunkturun Bilimsel Temelleri
     
 
Akupunkturun Bilimsel Temelleri
 
  Akupunktur’un Etkileri

n      Akupunkturun ağrı üzerinde analjezik etkisi


n      Organ fonksiyonları üzerinde düzenleyici etkisi


n      Bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi


n      Sedatif etkisi vardır
Homeostazis; Limbik sistem, otonom sinir sistemi ve endokrin sistem arasındaki dengeli çalışma ile sağlanır.
Noktalar, batıda akupunkturun en az tartışılan temellerinden biridir çünkü bütün eski ve modern tıbbi tedavi protokollerinde bu noktaların benzerleri vardır.
Melzack ve Fox miyofasyal tetik noktaları ve akupunktur noktalarını yerleşim ve ağrı paternleri açısından karşılaştırmışlar ve %71 oranında uyum saptamışlardır.
Akupunktur noktaları çevrelerindeki deri alanına oranla daha düşük elektriki dirence ve daha yüksek elektrik potansiyeline sahiptirler.
Akupunktur noktalarının anatomik özellikleri
Geniş periferik sinirler
Derinden yüzeye çıkan sinirler
Derin fasyadan çıkan kutanöz sinirler
Kemiklerin foramenlerinden çıkan sinirler
Nöromüsküler bağlantı yerlerinde motor noktalar
Motor noktaların yakınında kan damarları
Farklı çaplarda liflerden oluşan sinirler
Periferik sinirlerin çatallanma noktaları
Sinir uçlarından zengin ligamentler, tendonlar, eklem kapsülleri, fasyalar, kollateral ligamentler
Kafatasında birleşme hatları 


İğne cilde girerken şu hisler algılanır:
n      A delta liflerinin uyarılmasıyla meydana gelen keskin bir ağrı
n      C liflerinin uyarılmasıyla meydana gelen künt bir ağrı
n      Basınca duyarlı korpüsküllerin uyarılmasıyla ağırlık hissi
n      Kapiller ve arteriollerin lokal vazodilatasyonuna bağlı olarak iğnenin etrafında kırmızı bir halka oluşması
n      Mikrosirkülasyonun artmasına bağlı olarak iğne çevresinde sıcaklık hissi
n      Elektriksel stimülasyona veya manipülasyona bağlı parestezi hissi
Akupunktur noktasına prokain enjeksiyonu elektroakupunkturun etkisini ortadan kaldırır
Böylece sinirlerin uyarılmasının önemi kanıtlanmaktadır.
Akupunkturun analjezik etkisi total duyu kaybına yol açmaz.
Bu yüzden akupunktur anestezisi yerine akupunktur analjezisi (AA) terimi kullanılabilir.
Paralizilerde akupunkturla görülen motor iyileşmeyi açıklamak için geliştirilmiş olan bir nörofizyolojik teori de motor kapı teorisidir.
Ön boynuz hücresi, Renshaw ve Cagal hücrelerinin oluşturduğu komplekse motor kapı adı verilir. Motor kapının görevi ön  boynuz
hücrelerinden uyaran akış hızını ayarlamaktır.
Laboratuvar deneylerinde erişkin farelerde siyatik sinir lezyonu oluşturulduktan sonra elektroakupunkturun motor ve duysal sinir rejenerasyonunu belirgin şekilde arttırdığı gösterilmiştir. Fakat motor kapı teorisi akupunkturun diğer etkilerini açıklayamamaktadır.


Akupunkturun kardiyovasküler sistem üzerindeki etkileri açısından yapılan hayvan deneylerinde, anestezi altındaki köpeklerde GV 26 noktası uyarıldığı zaman kan basıncında morfin antagonisti naloksanla antagonize olmayan bir yükselme saptanmıştır.


Akupunkturun sedatif etkisi tartışmasız gözlenmiştir. Bazı noktaların uyarılması ile hastada bir uyku hali görülür. EEG' de delta ve teta dalga aktivitesinde değişme gözlenmiştir.


Endorfin Hipotezi


n      Santral sinir sisteminde saptanan morfin benzeri (opioid) maddelere endorfin veya doğal morfinler adı verilir.  


n      Opiat reseptörlerin yerleşimi ve yapısı özellikle Akil ve Goldstain tarafından araştırılmıştır.


n      Opiat reseptörlerin en yoğun olarak bulunduğu yerler substantia grisea centralis, hypophysis cerebri, corpus amigdaloideum, corpus striatum, thalamus, hypothalamus, nucleus solitarius ve medulla spinalis’te substantia gelatinosa’dır.


n      1975'te beyin dokusundan endojen opiatlara benzer iki polipeptid izole edildi. Bunlara enkefalin adı verildi.


n      Bazı araştırmacılara göre enkefallinler endorfinlerin yıkımı ile ortaya çıkan küçük moleküllerdir


n      Nalokson mikroenjeksiyonları (veya endorfinlere karşı geliştirilen antikorlar) ancak santral sinir sisteminin analjezi ile ilgili bölümlerine yapılırsa AA'sini bloke ederler.


n      Genetik olarak opiat reseptörü bulunmayan fareler AA'sine zayıf cevap verirler.


n      AA sırasında, kanda ve BOS 'ta endorfin seviyeleri yükselir.     


n      Endorfinler enzim yıkımından korunduğu takdirde AA artar.


n      AA, BOS transferi veya kros-sirkülasyon ile ikinci bir hayvana nakledilebilir ve bu etki naloksonla bloke olur.


n      Hipofizer endorfinlerin azalması AA' sini baskılar.


n      Beyinde ve hipofizde proenkefalin mRNA düzeyi artar.     


n      Hipotalamus’un nucleus arcuatus lezyonlarında AA etkisi kaybolur.


n      Substantia grisea centralis lezyonlarında AA etkisi kaybolur.


n      AA duygusal tabanlı ağrının tedavisinde endorfinlere bağlı olarak daha etkilidir.


n      Morfin antagonistleri denilen bir grup kimyasal madde akupunktur analjezisi ile ilgili çalışmalarda önemli rol oynamıştır.


n      Akupunktur analjezisi anti – morfin ilaçların kullanımı ile geri çevrilebilir.


n      Elektroakupunkturda düşük ve yüksek frekanslı uygulama yapılabilir.


n      Düşük frekans ( 2- 4 Hz) ve yüksek şiddette elektroakupunktur uygulaması sırasında her üç merkezin de aktive olduğu ve bu merkezlerdeki bütün endorfin mekanizmalarının uyarıldığı düşünülmektedir.


n      Bu tip akupunktur analjezisi naloksonla bloke edilir.


n      Yüksek frekans (50-200 Hz) ve düşük şiddetteki  uygulamada ise sadece iki merkez uyarılmaktadır:


n      mesencephalon


n      medulla spinalis.


n      Yüksek frekanslı AA naloksonla bloke olmaz. Burada endorfinerjik olmayan transmiterlerin (GABA gibi) rol oynadığı düşünülmektedir.


   


Akupunktur analjezisi ile mesencephalon monoaminlerinin ( özellikle seratonin ve norepinefrin) ilişkisi gözden geçirildiğinde beyin sapında raphe


magnus’un beyindeki seratonin hücrelerinin çoğunu içerdiğini görüyoruz. Bu hücreleri veya DLT’ deki aksonların hasarı muhtemelen AA’sini bozacaklardır.


n      Yapılan araştırmalar norepinefrin gibi başka transmiterlerin de rol oynadığını düşündürmektedir.


n      Serotonin ve norepinefrinin AA' de rol oynadığı kesin olarak bilinmektedir.


n      Raphe magnus’dan yüksek merkezlere serotonin ulaşması söz konusudur. DLT aracılığı ile medulla spinalis’e inen yollar norepinefrin ile sinerjistik etki göstererek medulla spinalis’te ağrı iletimini bloke edebilir.


n      Hypophysis’ den beta­endorfin salınımı ile ilgili önemli bir bilgi  vardır: adrenokortikotrop hormon (ACTH) ve beta – endorfin birlikte salınırlar, ikisi de ortak bir prekürsörden yapılmışlardır. ACTH bu pre-hormonun sadece bir alt ünitesidir.


n      Bu pre-hormon aynı zamanda beta endorfin, alfa ve beta melanosit stimülan hormon ve beta lipotropin gibi birçok hormonu içerir.


n      Akupunkturun antienflamatuar etkisinde ACTH ile ile birlikte beta endorfin salınımı olması rol oynamaktadır


n      AA sırasında hypophysis den endorfinlerin salınımından daha da önemlisi aynı anda ACTH salgılanmasıdır, bu da adrenalleri uyararak kan kortizol seviyelerini arttırır.


n      Akupunktur noktaları dışına iğne batırılması kan kortizol seviyelerini yükseltmez, böylece kortizol salınımının stres nedeniyle olduğu düşüncesi dışlanmış olur.


n      Hypothalamus’taki nöronlardan serotonin (5HT) serbestlenir.


n      Serotonin opioid peptid metionin enkefalini aktive eder.


n      Met-enkefalin ventral tegmental bölgeden salgılanır ve substantia nigra’dan gama-aminobütirik asidin salınımını kontrol eden reseptörlerin inhibisyonunda rol oynar.


n      Met-enkefalin ve / veya diğer opioid peptidler sistemi dengeler


n      GABA' nın primer rolü ventral tegmental bölgede      dopamin output'unun kontrol edilmesidir.


n      GABA aktivitesinin inhibe edilmesi dopamin temininin artmasına yol açar.


n      GABA inhibisyonu ile dopamin salınımının iki ayrı yerde etkileri vardır:  


n         nucleus accumbens üzerinde direki etki


n         corpus amigdaloideum üzerinden hippocampus üzerinde indirekt etki


n      Her iki yerde de dopamin sallınımına yol açar.


n      Antiemetik etki ile ilgili olarak elektroakupunkturun deney hayvanlarının bağırsağında enterokromafin hücre sayısını azalttığı ve insanda metoklopramid, siklizin gibi bazı ilaçların anti – emetik etkisini güçlendirdiği gösterilmiştir.


n      Serotonin sisteminin bozulması birçok mental rahatsızlıklarda rol oynayabilir.


n      Akupunkturla endorfin salınımından bahsedilince akupunkturun madde bağımlılığındaki etkilerinden de söz etmek gerekir. Akupunktur dünyanın birçok yerinde detoksifikasyon programlarında standart yöntem haline gelmiştir.


n      Madde bağımlığının tedavisindeki başarının temelinde yatan esas fızyolojik olay endorfin yapımının uyarılmasıdır.


n      Bir kişinin endorfin reseptörleri endojen opioid peptidlerle (endorfin, enkefalin) satüre olduğu zaman kişi kendini iyi hisseder ve bağımlılık yapan maddelere karşı biyolojik istek gelişmez.


 


Akupunkturun İmmünite Üzerinde Etkisi


n      Elektro-akupunktur pek çok mediyatör (histamin, 5-HT vb) sentezleyen mastositlerin degranülasyonunu arttırır.


n      SP6 noktası T lenfositlerini arttırır.


n      LI4 ve ST36 noktaları yardımcı T hücrelerini arttırır.   


n      Albümin, alfa-l ve alfa-2 globülin azalır, beta ve gama globülin artar.


n      Plazmanın bakterisid gücü arttırır.


n      Antikor yapımı arttırır.


n      Fagosit indeksi arttırır.


n      Değişik immünolojik testler artar: TTL, E-rozet, lökosit mobilitesi vb.  


n      PC6 noktasının elektrostimülasyonu thalamus, nucleus caudatus, hypothalamus, hypophysis ve kanda          L – enkefalin düzeyini arttırır.


n      Tavşanlarda ST 36'ya uyan noktanın iğnelenmesi ile lökosit sayısı artar, iğnelemeden 3 saat sonra en yüksek seviyeye ulaşır.


n      Akupunktur noktalarına uymayan yerlerin iğnelenmesi ile lökosit sayısında değişiklik saptanmamıştır.


n      Yapılan araştırmalarda lenfosit ve makrofajlar üzerinde asetilkolin, norepinefrin, enkefalin ve endorfin reseptörleri saptanmıştır. Endorfinler doğal öldürücü (NK) hücreleri aktive ederler. Bu hücrelerin aktivitesinin artması doğal bağışıklığı kuvvetlendirir.


n      Böylece akupunkturla endorfin düzeyi arttırıldığı zaman endorfin reseptörlerinin bulunduğu NK hücrelerinin aktivasyonu vücudun enfeksiyonlara ve tümöral hücrelere karşı bağışıklığının güçlenmesini sağlar.


Akupunkturun Elektrolitler Üzerine Etkisi


n      Akupunkturun analjezi derecesinin oksijen, potasyum, fosfor artışı ve Mg/Ca oranı ile ilişkili olduğu gösterilebilmiştir.


n      Akupunktur analjezisinde, iyi bir analjezi sağlandığında beyinde K/Ca oranı artar, analjezi iyi değilse azalır.


n      Pellegrin ve Mion akupunktur sırasında iyonize kalsiyum oranını incelemişlerdir. Başlangıç değeri düşük olan hastalarda yükselerek normale ulaştığını göstermişlerdir.Bu hastalarda iyonize Ca/total Ca oranı artar.


 


Artık akupunkturun lokal, bölgesel (medulla spinalis) ve merkezi (beyin) seviyelerde etki ettiği çok iyi bilinmektedir.


Lokal etki bir çok faktöre bağlıdır:


n      İğnenin yol açtığı zedelenme


n      İğne ile cilt tabakaları arasında yer alan elektriksel potansiyel ve iğne ile cilt arasındaki ısı farkı nedeniyle iğnenin mikroenerji kaynağı gibi hareket etmesi


Bölgesel etki


n      Refleks arklar yolu ile daha geniş bir alanın, yani 2-3 dermatomun aktivasyonunu kapsar. Akupunktur uygulamasında noktanın uyarılması ile iç organlar ve vücudun diğer bölgeleri üzerinde bir etki sağlanır.


n      Birçok araştırmada bu kutaneo – viseral refleksin varlığı gösterilmiştir


n      Visero kutanöz refleksler de söz konusudur. Klinik olarak bir iç organın hastalığı cildin bir bölümünde (sıklıkla aynı dermatomda) ağrı, hiperestezi, hipoestezi veya bir duyarlılık oluşturabilir. Akupunktur iğnesi bu ağrılı noktalara veya bu hassas alandan geçen ya da ilişkili olan meridyene batırıldığında etki sağlanabilir.


n      Akupunktur noktaları dermatom paternine uymaktadır


n    Bazı akupunktur noktalarının ,özellikle sırtta olanların, spesifik bir organ üzerinde etkileri vardır.


n      Sırttaki akupunktur noktaları ile aynı seviyede bulunan diğer noktaların da aynı organ üzerinde etkisi olabilir. Örneğin; BL 13, BL 37 ve GV 12 akciğeri etkileyen noktalardır.


Merkezi etki


n      Ağrı kontrol mekanizması hipotezlerinden en ikna edici olanı Pomeranz ve ark.’larının tarif etmiş olduğudur.


n      Pomeranz’ın daha ilerletilmiş modelinde üst beyin ağrı kontrol mekanizmasında yer almaktadır


 


Kapı Kontrol Teorisi


n      1965 senesinde eksiklerine rağmen Melzack ve Wall’un “Kapı Kontrol Teorisi” ağrı inhibitör mekanizmasının anlaşılmasında önemli bir adımdı.


n      70’ler, 80’ler ve 90’larda Han, Pomeranz, Takeshige ve ark. fizyolojik temelli birçok bilimsel çalışma gerçekleştirmişlerdir.


Entegre Hipotetik Model


Kortikal beyin aktivasyonu ile ilgili gözlemlerden ve akupunktur stimülasyonu ile daha evvel tartışılan akupunktur analjezi teorisi’nden edinilen bilgilerle “Akupunktur Hastalık Tedavi Mekanizması’nın Entegre Hipotetik Modeli” kurulabilir.


n      Akupunkturla beyin arasında direkt korelasyon olduğu 1998'de Kaliforniya Üniversitesi'nde Pozitron Emisyon Tomografisinin ilk yapımcılarından fizikçi Prof. Cho tarafından gösterilmiştir.


n      Diğer bir kontrollü çalışma Pensilvanya Üniversitesi'nde gerçekleştirilmiştir.


Limbik sistemin, daha spesifik olarak corpus amygdaloideum’nun, yaşamsal bağlantılı duyusal bilgi girdisini üst beyine (prefrontal korteks) iletilmesinde aracılık ettiğini bilmek ilgi çekicidir.


Corpus amygdaloideum, üst kortikal bölgelerden gelen yaşamsal kaynaklı bilgi fonksiyonlarının (örn; endokrin, otonomik ve diğer hemostatik fonksiyonlar) hipotalamusta yerine getirilmesi için iletilerin ulaşımını sağlar.


Corpus amygdaloideum, humoral ile otonom fonksiyonlar ve nörokimyasalların kontrolü gibi homeostatik kontrol mekanizmalarını da içerir.


Buna, beyin sapı ve alt beyinde yer alan ana monoaminerjik ve endorfinerjik nöronal bölgeler arasındaki koordinasyon da dahildir.


Akupunkturun etki mekanizmaları artık ilerleyen teknoloji sayesinde bilimsel olarak açıklanabilmektedir. Akupunktur statik bir yöntem değildir, devamlı gelişme halindedir.  Yapılacak kontrollü çalışmalar belki de daha farklı mekanizmaların belirlenmesini sağlayacak ve akupunkturun gelişimine katkıda bulunacaktır.


 


 


 



n